Sunday, June 24, 2007

 

hayal gücünü kaybeden adam

yaşlı bir adam gördüm sahil kenarında,üzüntülü olduğu her halinden belliydi. yanına gitmek istemedim önce, kimdir ,nedir , ne değildir... ama sonra dayanamadım hareketlendim adama doğru, sordum amca neyiniz var diye ? donuk gözlerle ve kesin bir cevap verdi;"hayal gücümü kaybettim" dedi. artık hiçbir şey hayal edemiyorum, torunlarım masal istediğinde ne anlatacağım ben, cennet nasıl bir yerdir nereden tahmin edeceğim, kim yazacak bundan sonra yazılarımı gazeteye, düşünsene evlat macellan'ın, einstein'ın, edison'un hayal gücünü kaybetmiş olduklarını; gerçi dünya yine döner, atom bombasını birileri yine patlatır, geceleri olunca lambalar yine yanardı ama benim torunlarıma masalı kim anlatacak şimdi? acaba gazeteye ilan mı versem? desem hayal gücümü kaybettim, yaşama sevincimi bulan olursa nolur bana getirsin, ya kötü niyetli birileri bulursa? o zaman masallarda hep canavarlar kazanmaz mı, gökgürültüsü, şimşek korkutunca çocukları sarar mı onları, hergün gazete alanlar nasıl inanırlar paranın herşeyden önemli olduğuna, düşünsene evlat sen kaybetseydin hayal gücünü nasıl yazardın bu yazıyı ?

Emre GONLUSEN

Saturday, June 23, 2007

 

"gol" diye bağırmayı ozledim

başlıga bakarak anlattıgım macların cok golsuz gectigini dusunebilirsiniz, aksine anlattıgım son maçta yedi gol oldu mesela. tamam belki seri penaltılar sonunda oldu bu goller ama olsun yine de tam yedi gol oldu(U21 Avrupa Şampiyonası play-off maçında İtalya,Portekiz'i 4-3 yendi) . "seri penaltı vurusları" nasıl bir tabirdir bilemiyorum bu arada, her soyledigimde aklima "seri katil" geliyor, binlerce kisinin onunde kaderini bekleyen kaleciyi avlamak isteyen futbolcular,topa en sert ve en iyi vuran futbolcular. Boyle baktiginizda seri katil kavramından bir hayli uzaklasıyorsunuz, diger taraftan fark ettim ki ben de uzaklastım anlatmak istediklerimden...
Adanaspor sahaya her çıktığında gözlerim dolar, o an unuturum herşeyi,ne aşk kalır aklımda ne sıcak, ne soguk,ne de ertesi gunun pazartesi oldugu ve okula gitmem gerektigi...tek dusuncem bir an once "gol" diye bagirmaktir,icimden geldigi gibi,avazım cıktıgı kadar...ben de oyle yapardım mesin yuvarlağın(top) filelere her gidisinde(gol oldugunda) simdi de oyle yapıyorum ama bir farkla artık her takımın her golunda bagırıyorum,renk ayırt etmeden,kale ayırt etmeden, kimin attıgını hangi takımın one gectigini dusunmeden...futbolu, sporu tam anlamıyla yasıyorum,soyle bir durup baktıgınızda sizden baska kimse yoktur bu sekilde davranan,asla her iki takımın golunde sevinen birini goremezsiniz,ya da bagıran "gol" diye,binlerce hatta milyonlarca kisi arasinda bir tek siz bagirirsiniz her golde,kimin attigini,rengi,takımı dusunmeden,ama ben sadece kendi takımım icin "gol" diye bagırmayi ozledim,ben bana ertesi gunun pazartesi oldugunu unutturan macları ozledim,mactan sonra sonuc ne olursa olsun stadın bahcesinde ya da kasabın onunde top oynamayı , mactan sonra Arman'ın elimizdeki atkilari bayraklari toplamasini ,gunese aldırmadan saatlerce maratonda oturmayı ,ayaga kalkıp stadyumun dolup dolmadıgına bakmayı ,aksam olup da eve dondugumde macın ozetini gec saatlere kadar beklemeyi ,mactan once bir futbolcumuzu gorup heyecanlanmayı ozledim, ben "gol" diye bagırmayı ozledim...

This page is powered by Blogger. Isn't yours?