Tuesday, April 14, 2009

 

Superman futbolumuzu kurtarabilir mi ?

Dil, din, ırk, sosyo ekonomik yapı, siyasi görüş gibi kavramlar, insaları ortak bir noktada topladığı gibi, zaman zaman kesin cizgilerle birbirinden ayırır. Toplu halde yaşamanın çeşitli yöntemleri, insanlığın var olmasından bu yana denenmiş ve bir ihtiyaç olarak karşımıza çıkmıştır. Bu görüş ayrılıkları spora ve dolayısıyla futbola da yansımış, takımlar ve gönülden destekçileri taraftarlar da bu ayrımın bir parçası olmuştur.
Glasgow-Celtic, Lazio-Roma, Everton-Liverpool, Real Madrid-Barcelona, River-Boca ve çoğaltılabilecek bir çok derbi. Kimi siyasi görüş farklılıklarını, kimi liman işçileri ile patronların çekişmesini, kimi mezheplerin karşılaşmasını, kimi kralın takımının halkın takımına karşı verdiği mücadeleyi yansıtıyor.
Sosyal hayattaki çekişmelerin, zıtlıkların futbol sahasında da kendisini gösterdiği ve sonucu önceden kestirilemeyen, sadece oynandığı ülkede değil tüm dünyada merakla beklenen bu dev derbilerde gerginlik , futbol içindeki sertlik, kartlar, tartışmalı hakem kararları oyunun aktörleri arasında yer alıyor. Hafta sonu oynanan, 3 kırmızı kartın çıktığı ve 4-2 tamamlanan Lazio-Roma derbisi bunu kanıtlayan nitelikteydi.
Dünya derbileri arasında üst sıralarda yer bulduğuna inandığımız Galatasaray- Fenerbahçe derbisi ise saha içinde yaşanan gerginlikler, çıkan kırmızı kartlar, maç bittikten sonra dahi günlerce süren tartışmalarıyla diğer derbilere oldukça benzese de, takımları ve taraftarlarını birbirinden ayıran özellikler açısından türünün hemen hemen tüm örneklerinden farklı.
Ne dil, ne din, ne ırk, ne siyasi görüş ne de ekonomik koşullar. Takımları ayıran tek bir nokta var kırmızı mı? lavicert mi ? Bu durum birçok bilim dalının ortaya koyduğu kavramları, teorileri çürütecek kadar ilginç ve bir o kadar da güçlü. Sarı rengi ortak olarak kullanan iki takımın rekabeti, futbol dışında hiçbir gücün, takımlarını büyük bir bağlıkla destekleyen taraftarları birbirinden ayırmasına yetmiyor. Futbolun gücü, toplumun her kesiminden insanı, olması gerektiği gibi, bir araya getiriyor ve tek bir paydada birleştiriyor. Takımlarının galibiyetini, iyi oyununu, gollerini görmek, yaşamak isteyen taraftarlar, stadyumları doldururken, taraftar olmalarının haricindeki tüm kimliklerini sahanın dışında bırakıyor ve sporun birleştirici gücü, diğer ülke derbilerinde var gibi görünse de, bizim büyük derbilerimizde kendini gösteriyor.
Bu kadar büyük bir güç olunca ortaya doğal olarak sorunlar da çıkıyor, en büyük sorun ise büyük gücün kötü adamların eline geçmemesi gerektiği. Tıpkı filmlerde olduğu gibi bu durumda bir süper kahramana ihtiyac duyuluyor. Kötü adamlara karşı koyup, futbolun, sportmence oynanmasını sonsuza kadar sağlayacak bir süper kahraman.
Benim favorim "SUPERMAN", kostmünün kırmızı, sarı ve lacivert renklerinden oluşması ise bu seçimi yapmamdaki en büyük etken.
http://www.ntvmsnbc.com/id/24956956/

Monday, February 09, 2009

 

Hayaller ve gerçekler

İspanya La Liga’da Barcelona şampiyonluk yarışında açık ara liderliğini sürdürürken, Real Madrid kulübü yaptığı yazılı açıklamada İspanya Futbol Federasyonu’nu ve hakemleri ağır şekilde eleştirdi.
Açıklamada; Kraliyet soyundan gelen, elde ettiği şampiyonluklar ve başarılarla Avrupa’da İspanya’mızı şerefli bir şekilde temsil eden kulübümüzün son 7 maçını kazanmasına rağmen bu yıl şampiyonluk yarışında geride kalması, federasyon ve hakemlere olan güvenimizin sarsılmasına ve desteğimizi yeniden gözden geçirmemize sebep olmuştur. İspanya futbol kamuoyuna önemle duyurulur, ifadelerine yer verildi.

Bu sert açıklamaların ardından Barcelona kulübünden cevap gecikmedi; Dünyanın gıpta ile baktığı klasikleşen rekabetimizin bu denli ayaklar altına alınması bizi derinden üzmekle birlikte, suçlamalara kayıtsız kalmamız mümkün değildir, son 2 sezondur masa başı oyunlarıyla kaptırdığımız şampiyonluğu bu yıl attığımız 68 golle ne kadar hak ettiğimiz ortadadır, gol demişken; kulubümüz istatistik bölümünün yaptığı araştırmalar sonuncunda Real Madrid kulübü kaptanı Raul’ün attığı gol sayısının abartıldığı, 307 rakamının gerçekleri yansıtmadığı ortaya çıkmıştır, federasyonun bu konuda gerekli hassasiyeti göstereceğine dair şüphemiz yoktur…

Yukarıda yazılanlar sadece bir hayal ürünü,

7 Mayıs 2008’de Santiago Bernabeu’da oynanan Real Madrid-Barcelona maçı öncesinde şampiyonluğunu daha once ilan eden Real Madrid takımı sahaya çıkarken, Barcelonalı oyuncular çıkış tünelinde ezeli rakiplerini alkışlarla karşıladı, maç Real Madrid’in 4-1’lik üstünlüğü ile sonuçlandı…

Son paragraf ise tamamen gerçek ancak Türk Futbolu için yine bir hayal

İnsanlar hayal ettiği sürece ileriye gidebilir, daha iyiye ulaşabilir. Ancak hayallerin gerçeğe dönüşmesi, vazgeçmemekten, içinde bulunduğun durumu iyi değerlendirmekten geçer. Gerçekleri görmezden gelip hayal dünyasında yaşamaksa işleri daha da karıştırabilir.

Futbolun en büyük gerçeği ise üç ihtimalli bir oyun olması. Kaybetmek de oyunun sonundaki gerçeklerden biri sadece. Sürekli kazandığınızı hayal edebilirsiniz, bunun için ne gerekiyorsa yapmak esastır diyebilirsiniz, ancak rakibe, izleyenlere, oyunun gerektiği şekilde oynanmasını sağlamak için görevlendirilmiş kişilere ve belki de en önemlisi işinize saygı gösterirseniz, yenilmenin sadece oyunun bir parçası olduğunu kabul ederseniz, futbol hepimiz için, olması gerektiği gibi, daha zevkli ve izlenebilir olur.

Sadece şampiyonluklar kazanmakla büyük kulüp olunmuyor. En azından İspanya'da...


http://www.ntvspor.net/Pages/32471.ASP

Saturday, January 31, 2009

 

Del Piero...Başka bir söze gerek var mı ?

Dünya Kupası Şampiyonluğu, Avrupa Şampiyonası finali, U-21 Avrupa Şampiyonası Şampiyonluğu, Şampiyonlar Ligi Şampiyonluğu, UEFA Kupası Şampiyonluğu, İtalya Ligi Şampiyonluğu, İtalya Kupası Şampiyonluğu, İtalya Süper Kupa Şampiyonluğu, Kıtalararası Kulüpler Şampiyonası Kupası, Yılın Futbolcusu Ödülü, Gol Krallığı, Dünyanın En İyi 100 Futbolcusu listesine dahil olmak, Altın Ayakkabı, Juventus tarihinin en çok forma giyen ve en çok gol atan futbolcusu. Yukarıda bir paragraf dolusu başarıyı okurken bile nefesimizin tükendiğini göz önünde bulundurursak, Alessandro Del Piero'nun 34 yaşında olmasına rağmen bu kadar üst seviyede bir futbol oynayacak nefesi nasıl bulduğunu düşünmeden edemiyor insan. Bir futbolcunun kariyeri boyunca elde edebileceği tüm başarılara imza atan, dünyanın en önemli futbol kulüplerinden biri olarak gösterilen Juventus'un şike skandallarıyla sarsılıp küme düşürülmesinde gerçek bir kaptan gibi davranarak gemisini terk etmeyen, üstüne üstlük attığı 20 golle Serie B'de gol kralı olan Del Piero, Juventus'u bir üst lige taşımakla kalmayıp, bir sonraki sezon attığı 22 golle bu defa Serie A'da gol krallığını yakalamıştı.

Sezon başında Juventus'un, İbrahimovic'li, Adriano'lu Inter ve Kaka'lı, Ronaldinho'lu Milan'a karşı "yaşlı" Del Piero ile ayak uyduramayacağını düşünenler geride kalan haftalar boyunca Alessandro Del Piero'nun gösterdiği muhteşem performans karşısında neler hissediyor acaba?

Ligde attığı 7 golün yanı sıra, şampiyonlar liginde Real Madrid'e Bernabeu'yu dar eden Del Piero, oynadığı son kupa maçında da Catania karşısında genç varisi Giovinco'ya, bir üstadın master sınıfındaki öğrencilerine yaptığı gibi, işin inceliklerini öğretirken, bizlere de bir futbol resitali sundu. Futbol zekasını attığı gol, yaptığı asist ve direkten dönen iki topunda akıl almaz bir biçimde ortaya koyan Del Piero'nun bir sonraki maçını sabırsızlıkla bekliyorum.

Futbol dünyasının büyük ve genç yeteneklerini uzun yıllar izleyebileceğimiz için mutlu olurken, Del Piero'yu seyredebileceğimiz maçların sayısının gittikçe azalması insanı bir o kadar üzüyor. Eğer sadece tek bir futbolcu klonlama şansı olsa ben oyumu Alessandro Del Piero'dan yana kullanırdım.

http://www.ntvspor.net/pages/31606.asp

 

Peki ya diğerleri ?

Son günlerde Oktay Derelioğlu'nun, Fenerbahçe'nin ligde oynadığı maçlar için yayın öncesi ve sonrasında yaptığı yorumlar tartışılıyor. Beşiktaşlı olduğu halde neden Fenerbahçe maçlarını yorumladığı ve Fenerbahçe'yi neden bu kadar eleştirdiği konuşuluyor ve yayıncı kuruluşa serzenişte bulunuyor. Aslında bu tepkilerin bence tek nedeni var, yorumların Fenerbahçe'nin aleyhine olması, yani futbolumuzun "büyük" olarak adlandırılan üç takımından birinin aleyhinde olması.

Peki ya diğer takımlar? Yıllardır sanki başka ülkenin takımıymış gibi tüm yorumcular tarafından sahada yokmuş ya da "rakipmiş" gibi davranılan, uğradıkları hakem hataları sadece bir başka "büyük" takımın hakkı söz konusu olduğunda ekrana taşınan, kazandıkları hiçbir maçı aslında "kazanmayan" karşı tarafın kaybettiği mücadele olarak nitelendirilen, maç boyunca yorumcunun karşısındaki "büyük" takımın ne yapması gerektiğinden bahsettiği, maç öncesi yayınlarda ilk on biri ekrana verilme ihtiyacı duyulmayan takımların hakkı konusunda neden bugüne kadar bir tek kişi bile eleştiri ya da serzenişte bulunmamıştır?

Gazetelerde, internet sitelerinde ve birçok spor mecrasında yorum yapanlar, yazı yazanlar acaba 15 dakikalığına maçı Anadolu takımı taraftarı olarak izleseler ne kadar büyük bir haksızlık, ne kadar taraf tutarak ve ne kadar yanlı yorumlar yapıldığını fark ettiklerinde neler hisseder, neler yazarlar çok merak ediyorum.

Ancak unutulmaması gereken bir başka nokta daha vardır ki taraftarlarının sayısı, kazandıkları şampiyonluklar, bütçeleri ve camiaları tartışılmayacak kadar büyük takımlarımızın sahaya çıkıp futbollarını ortaya koymak dışında herhangi bir güce ya da desteklenmeye ihtiyacı var mıdır ?
Turkcell Süper Lig'in artık Şampiyonlar Ligi olma zamanı gelmiş hatta çoktan geçmiş görünüyor, sadece şampiyon olmuş dört takımımızın maçlarını oynadığı ayrı bir lig yapılsın, Anadolu takımları ise kendi liglerinin kurup şampiyonlukları ile avunsunlar. Belki o zaman hiçbir büyük takımda oynamamış ancak Türk futboluna, Anadolu futboluna hizmet etmiş futbolcular da maçlarda yorum yapma şansı bulabilirler.

http://www.ntvspor.net/pages/30387.asp

 

İtalya Kupası'nda Klasik Final

Serie A'da şampiyonluk mücadelesi veren Inter ile Roma, kupada da şampiyon olabilmek için karşı karşıya gelecekler.

24 Mayıs'ta Roma Olimpiyat Stadı'nda oynanacak final İtalyanlar için bir klasik olmaya başladı. Belki de İtalya Futbol Federasyonu yakında kupa düzenlemekten vazgeçip, finalin tarihini belirleyip Roma ve Inter takımlarına tebligat yollayabilir. Hatta final için stad bile hazır "Olimpiyat Stadı" ilk bakışta bu seçimde Roma avantajlı gibi görünebilir ama son 6 sezondur Roma Olimpiyat Stadı İtalya Kupası'nda final maçlarına sahne oluyor.

Bu yıl ilk kez tek maç üzerinden oynanacak final mücadelesi öncesinde Inter 6. Roma ise 9. kez kupayı müzelerine götürmek için çıkacaklar sahaya. Son 3 yıldaki finallere baktığımızda ilk ikisini Inter, son kupayı Roma kazandı. Oynadıkları toplam 6 maçta 20 gol atıldı ve hiçbir maç golsüz bitmedi. Bu maçlardan en dikkat çekeni ise kuşkusuz geçen yıl başkentte oynanan ve Roma'nın 6-2 kazandığı ilk maç. Rövanş maçında Inter 2-1 kazansa da kupa Roma'nın olmuştu.

42 takımın katıldığı İtalya Kupası'nda, Roma ve Inter 4. turdan itibaren mücadele etmeye başladılar. Başkent ekibi finale gelinceye kadar, Torino, Sampdoria ve Catania takımlarını kupa dışına iterken, Inter ise Roma'ya oranla daha zor rakipleri, Reggina, Juventus ve son olarak Lazio'yu kupa dışında bıraktı.

İtalya Kupası'nda Inter ve Roma dışında finali yakından takip edecek başka takımlar da var. Bunun nedeni ise her iki takımın da önümüzdeki sezon Şampiyonlar Ligi'nde mücadele etme hakkını kazanmaları. Bu durumda kupa kontenjanından UEFA'ya gidecek takım ligi 7. sırada tamamlayan takım olacak, tıpkı geçen yıl Empoli'nin UEFA Kupası'nda mücadele etmesi gibi.

İtalya Kupası'nda Roma Olimpiyat Stadı 24 Mayıs'ta zorlu bir finale ev sahipliği yapacak. Kimin kazanacağını tahmin etmek çok zor ama kesin olan bir şey var ki, sahaya 4.kez üst üste final için çıkacak iki takımın Serie A'yı ilk iki sırada tamamlayan takımlar olacağı.

http://www.ntvspor.net/pages/23644.asp

 

Super bir klasik "O"

Boca Juniors - River Plate mücadelesinde sahadaki yıldızlar kadar La Bombonera tribünleri de parlıyordu maç öncesinde. Riquelme, Ortega, Palermo, Palacio ve Arjantin futbolunun birçok önemli oyuncusu "El Superclasico"nun 320. randevusu için çıkmışlardı sahaya. Ligdeki konumlarına baktığımızda River Plate 27 puanla 4 puan ilerisindeydi Boca'nın ve liderdi, üstelik sezonun ilk maçında Apertura'da 2-0 kazanmıştı River, yani tam bir rövanştı Boca Juniors için.

Maça hızlı başlayan taraf Boca'ydı. 14. dakikada Rodrigo Palacio çizgi halinde yakaladığı River savunmasının arkasına hızla sarktı, Boca taraftarları ile birlikte "gol" diye bağırmaya hazırlanırken kaleci Carrizo, Palacio'nun bu önemli fırsatı değerlendirmesine izin vermedi ve topu kornere çeldi. Maçtaki ilk kornerde topun başında Riquelme vardı, penaltı noktasına doğru yaptığı sert ortada kafayı vuran Sebastian Battaglia Boca'yı ezeli rakibi karşısında 1-0 öne geçirdiğinde dakika 15'ti. Tribünlerdeki karnaval yerini gol sevincine bıraktı.

River Plate yediği gole karşılık vermek istese de eski Fenerbahçeli Ortega ve Arjantinliler'in yeni yeteneklerinden Buananotte orta sahada etkili olamıyor, Boca kalesinde tehlikeler büyümeden engelleniyordu. Sahanın diğer ucundaysa tecrübeli golcü Martin Palermo ve River savunmasının etkili ismi Tuzzio arasındaki mücadele göze çarpıyordu. Maç boyunca bitmek bilmeyen bir ağız dalaşı ve her fırsatta rakibi sindirmek için yapılan sert müdahalelere maçın hakemi Bassi deyim yerindeyse hiç ses çıkartmadı.

İlk yarının son bölümlerinde River Plate beraberlik için Boca kalesinde daha sık görünmeye başlasa da Falcao ve Alexis Sanchez konuk ekibin diğer oyuncularına ayak uydurunca 45 dakika Boca Juniors'un 1-0'lık üstünlüğü ile tamamlandı.

Gustavo Bassi ikinci yarı için ilk düdüğünü çaldığında, sahadaki futbolcular, La Bombonera'yı dolduran şanslı 50.000 taraftar, televizyonları başında maçı izleyenler ve kuşkusuz benim için bu dev derbinin keyfini çıkartmak adına son 45 dakikaydı.

River Plate'in genç ve heyecandan yerinde duramayan teknik direktörü Diego Simeone, gününde olmayan Buananotte'nin yerine oyuna tecrübeli golcüsü Sebastian Abreu'yü aldı. Maçın 84. dakikasında River adına maçtaki en net pozisyonu yakalayan Uruguaylı tabelayı değiştirecek vuruşu yapamadı.

Son düdük çaldığında kazanan Boca Juniors'tu. 1-0'lık galibiyet Boca için ezeli rakibini yenmek, şampiyonluk yarışında peşini bırakmamak, lig tarihinde rakibi karşısında aldığı 66. zafer ve sezonun ilk maçının rövanşını almak anlamına geliyordu.



http://www.ntvspor.net/pages/23450.asp

Sunday, June 24, 2007

 

hayal gücünü kaybeden adam

yaşlı bir adam gördüm sahil kenarında,üzüntülü olduğu her halinden belliydi. yanına gitmek istemedim önce, kimdir ,nedir , ne değildir... ama sonra dayanamadım hareketlendim adama doğru, sordum amca neyiniz var diye ? donuk gözlerle ve kesin bir cevap verdi;"hayal gücümü kaybettim" dedi. artık hiçbir şey hayal edemiyorum, torunlarım masal istediğinde ne anlatacağım ben, cennet nasıl bir yerdir nereden tahmin edeceğim, kim yazacak bundan sonra yazılarımı gazeteye, düşünsene evlat macellan'ın, einstein'ın, edison'un hayal gücünü kaybetmiş olduklarını; gerçi dünya yine döner, atom bombasını birileri yine patlatır, geceleri olunca lambalar yine yanardı ama benim torunlarıma masalı kim anlatacak şimdi? acaba gazeteye ilan mı versem? desem hayal gücümü kaybettim, yaşama sevincimi bulan olursa nolur bana getirsin, ya kötü niyetli birileri bulursa? o zaman masallarda hep canavarlar kazanmaz mı, gökgürültüsü, şimşek korkutunca çocukları sarar mı onları, hergün gazete alanlar nasıl inanırlar paranın herşeyden önemli olduğuna, düşünsene evlat sen kaybetseydin hayal gücünü nasıl yazardın bu yazıyı ?

Emre GONLUSEN

Saturday, June 23, 2007

 

"gol" diye bağırmayı ozledim

başlıga bakarak anlattıgım macların cok golsuz gectigini dusunebilirsiniz, aksine anlattıgım son maçta yedi gol oldu mesela. tamam belki seri penaltılar sonunda oldu bu goller ama olsun yine de tam yedi gol oldu(U21 Avrupa Şampiyonası play-off maçında İtalya,Portekiz'i 4-3 yendi) . "seri penaltı vurusları" nasıl bir tabirdir bilemiyorum bu arada, her soyledigimde aklima "seri katil" geliyor, binlerce kisinin onunde kaderini bekleyen kaleciyi avlamak isteyen futbolcular,topa en sert ve en iyi vuran futbolcular. Boyle baktiginizda seri katil kavramından bir hayli uzaklasıyorsunuz, diger taraftan fark ettim ki ben de uzaklastım anlatmak istediklerimden...
Adanaspor sahaya her çıktığında gözlerim dolar, o an unuturum herşeyi,ne aşk kalır aklımda ne sıcak, ne soguk,ne de ertesi gunun pazartesi oldugu ve okula gitmem gerektigi...tek dusuncem bir an once "gol" diye bagirmaktir,icimden geldigi gibi,avazım cıktıgı kadar...ben de oyle yapardım mesin yuvarlağın(top) filelere her gidisinde(gol oldugunda) simdi de oyle yapıyorum ama bir farkla artık her takımın her golunda bagırıyorum,renk ayırt etmeden,kale ayırt etmeden, kimin attıgını hangi takımın one gectigini dusunmeden...futbolu, sporu tam anlamıyla yasıyorum,soyle bir durup baktıgınızda sizden baska kimse yoktur bu sekilde davranan,asla her iki takımın golunde sevinen birini goremezsiniz,ya da bagıran "gol" diye,binlerce hatta milyonlarca kisi arasinda bir tek siz bagirirsiniz her golde,kimin attigini,rengi,takımı dusunmeden,ama ben sadece kendi takımım icin "gol" diye bagırmayi ozledim,ben bana ertesi gunun pazartesi oldugunu unutturan macları ozledim,mactan sonra sonuc ne olursa olsun stadın bahcesinde ya da kasabın onunde top oynamayı , mactan sonra Arman'ın elimizdeki atkilari bayraklari toplamasini ,gunese aldırmadan saatlerce maratonda oturmayı ,ayaga kalkıp stadyumun dolup dolmadıgına bakmayı ,aksam olup da eve dondugumde macın ozetini gec saatlere kadar beklemeyi ,mactan once bir futbolcumuzu gorup heyecanlanmayı ozledim, ben "gol" diye bagırmayı ozledim...

Tuesday, December 12, 2006

 

hayat güzel


hayat güzel başlıkta da yazdığım gibi...ne zaman ne olacağını bilememek de ayrı bir güzellik katıyor bu güzelliğe. hurmali mahallesinin sokaklarında top oynarken anlatirdim maçları,değil bir futbolcu ile konuşmak Adanaspor maçlarına gitmek bile beni çılgına çevirirdi. simdi diyeceksiniz ki bu ne diyor yine... az önce fotoğraflara bakarken geldi aklima bunlar; telesport'un açılış gecesinde Kezman ile röportaj yaptım, bir kare takıldı gözüme dedim ki kendi kendime ulan ibne,bu ne rahatlık sanki kırk yıllık dostummuş gibi atmışım elimi cebime ohh , sanki Kezman benle röportaj yapıyor... fotografa bir kez daha bakarsaniz ne demek istedigimi daha iyi anlarsiniz ... hadi simdilik eyvallah.

Thursday, October 26, 2006

 

uzun zaman olmuş...

coktandir yazmiyorum dedim yazdim....

This page is powered by Blogger. Isn't yours?